| Ana Sayfa | Bize Ulaşın | Site Haritası | English | ||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||
|
Drama Liderlik Programı'nı tamamlayan katılımcılarımızın bitirme projelerinden bazı örnekler. İlkem Altaş 60-72 Aylık Çocukların Problem Çözme Becerilerinin Gelişiminin Desteklenmesinde Drama Yönteminin Kullanılması Ana okulunda eğitim gören 60- 72 aylık çocukların problem çözme becerilerinin, drama yoluyla geliştirilmesini konu olan projenin birinci bölümünde drama yönteminin tanımı, dramaya farklı yaklaşımlar getiren ekoller, bir drama oturumunda olması gereken aşamalar ve projede kullanılan tekniklerden bahsedilmektedir. İkinci bölümde erken çocukluk dönemine genel bir bakış yapıldıktan sonra proje uygulama kitlesi olan 60-72 aylık çocuklarının gelişim özelliklerine ve gelişim alanlarına göre ortaya koydukları özellikler psikomotor gelişim özellikleri, dil gelişim özellikleri, bilişsel gelişim özellikleri, sosyal-duygusal gelişim özellikleri ve öz bakım becerileri olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölümde problem çözme becerisinin tanımı yapıldıktan sonra, problem çözme becerisinin önemi, problem çözme becerisini etkileyen faktörler ve problem çözme becerisinin aşamalarına değinilmiştir. Dördüncü bölümde projenin amacı olan 60-72 aylık çocukların problem çözme becerilerinin drama yoluyla desteklenmesi ve buna bağlı oluşturulan alt amaçlardan bahsedilmektedir. Projenin konusu ile ilgili kavram ve terimler, konu ile ilgili yapılmış benzer çalışmalar, kuramsal tartışmalar, uygulama bölgesi ve zamanlama yer almaktadır. Bu bölümün sonunda uygulanmış olan on iki tane proje oturumu da yer almaktadır. Beşinci bölümde uygulama sonrası elde edilmiş veriler ve bu verilere dayanarak oluşturulan öneriler yer almaktadır. Ayrıca problem çözme becerisi gözlem formunun bir örneği, uygulamalar sırasında çekilmiş fotoğraflar ve çocukların yaptığı resimlerden bazıları bu bölümün sonuna eklenmiştir.
Hacer Atasağan Hangi birey yada toplumun ele alınırsa alınsın kendi kimliğini sahip olduğu tarihi sürecin kendisine kazandırdığı niteliklerle elde etmektedir (Bıçak, 1996: 50). Bu bağlamda Anadolu toplumu gibi her toplumun da kendisini yaşadığı toprakların tarihsel süreci ve kültüründen ayrı tutması olanaksızdır. Gelişimin olabilmesi insanların geçmişini bilmesi ile kolaylaşır. Bu yüzden kültürel mirasımızın korunması için toplumun bilinçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu da “ağaç yaşken eğilir” atasözünde olduğu gibi erken yaşlarda çocuklara Sanat eğitimi verilerek, tarihi eserleri tanıtarak ve bir farkındalık oluşmasını sağlayarak gerçekleştirmek mümkündür. Çocuklar ancak onlara ilginç gelen konuları dinlerler. Dinlemekten çok hareket etmek ve etkinliğe aktif olarak katılmak isterler. Ancak geleneksel eğitim sistemimiz çocuğun pasif olarak dinlemesini öngörür. Bu durumda çocuk duygularını harekete geçirmek yerine, hazır olanı almakta ve verilen bilgileri özümseyememektedir. Oysa öğrenmenin ön koşulu duyguları harekete geçirmektir. Duyguları harekete geçirmek, yukarıda olduğu gibi bilgileri ikinci elden değil, birinci elden almakla olur. Birinci elden öğrenmenin en önemli yolu da yaparak ve yaşayarak öğrenmektir. Drama yaparak ve yaşayarak, birinci elden öğrenme yöntemidir. Burada çocuklar etkinliğe doğrudan ve aktif olarak katılırlar. Düşüncelerini özgürce ifade ederler, gözlem yaparlar, denerler ve kendileri keşfederler. Böylesine bir yöntemle öğrenilen bilgilerin hiçbir zaman unutulmadığı bilinen bir gerçektir (Aslan, 2007: 14). Drama yöntemi kullanılarak, ideal öğrenme ortamı oluşturulur ve katılımcılara Anadolu’nun tarihi ve kültürel zenginliğini kalıcı bir biçimde öğrenmeleri sağlanır.
Berna Gürsoy Zafer Şarlayan Anadolu Sevgi Günlükleri “Anadolu Sevgi Günlükleri” sevgi ortamlarının oluşturulabilmesi, var olanların geliştirilebilmesi için yaparak yaşayarak öğrenmeyi hedefleyen, yaratıcı drama teknikleri ile hazırlanmış 12 haftalık uygulamalı atölye oturumlarından oluşmuştur. Hedef kitle olarak yediden yetmişe tüm bireyleri belirlemiş, sevgi ortamlarının temelinin Anadolu’da olduğu düşüncesi ile hareket edilmiştir. Geleceğe yön verecek olan şimdinin tüm eğitimcilerinin, anne, babalarının dikkatini çekmeyi, olumsuzluklar yerine, olumluya odaklanmayı, gelecek nesiller adına sorumluluk duymayı ve almayı merkezine yerleştirmiştir. Bu proje; “Biz sevgiden başka tohum ekmedik” diyen Mevlana’dan, “Benim işim sevgidir, gönüller yapmaya geldim” diyen Yunus Emre’den, “Aslanla ceylan dost olur bizim kucağımızda” diyen Hacı Bektaş-i Veli’ ye ve daha nicelerine ve aslında Anadolu’ya bir sorumluluğu yerine getirmektir. Dılşah Baran Kamalı Kitaplar, Çocuklar (9-11 Yaş Grubu) ve Yaratıcı Drama Son dönemde sosyal paylaşım siteleri, çeşitli internet sayfaları, ağları ile birlikte çocuklar bırakın kitap okumayı; oyun oynama içgüdülerini bile sanal yollarla tatmin etme seçeneğine yönelmeye ve bu günümüzde yaygın bir hale gelince de; çocuklar ellerinde yalnızca tek bir seçenek varmış gibi kendilerini pasifize etmeye başlamışlardır. Drama, çocuğu oturduğu yerden kaldırması ve seçenekleri çoğaltmayı başarması açısından; kitap gibi, okumak gibi kadim bir dostla paralel amaçlara hizmet eder. Kitap okuma edimi, tek başına yapılır, özelliği budur. Kimileri bu durumu, yani kitap okuma eylemini, çok gezmekten, çok konuşmaktan daha yeğ tutar; ona daha ulvi bir anlam atfeder. Bu çalışmanın da bu türden bir teze ve amaca hizmet ettiği de aşikâr; okumak, okumak, okumak. Peki ama neden? Bu sorunun yanıtını, yukarıda belirtilen “drama ile olan paralel amaçlar” başlığını irdeleyerek yanıtlayabiliriz; görmek, paylaşmak, anlamak ve becerebilirsek belki de öğrenmek. Kuşkusuz bu unsurlar çoğaltılabilir. Drama ise, kalkıp bir şeyler yapma arzusunu harekete geçirdiği, bazı düşüncelerin ve belki de bazı ideallerin en minimal düzeylerde de olsa da gerçekleşebileceğini görmemiz ve buna inanmamız için önemlidir. Artık her şeyin sorgulandığı bir çağda yaşıyoruz. Çocukların her şeye ilişkin bir fikri var. Aynı anda facebook’ta kedili köpekli videolar paylaşıp, trajedi yüklü diziler izliyorlar… Ve belki de bir yandan, öğretmenlerinin zorunlu tuttuğu kitapları okuyup, özetini çıkarıyorlar ama muhtemelen böyle bir okuma anlayışıyla da pek çok şeyi ıskalıyorlar. O kitap, o çocuğa değiyor mu gerçekten? Ona hak vermesini ya da vermemesini sağlayabilecek koşullara sahip mi? Çocuk, o kitaba sahip çıkıp; ona ve barındırdığı ideallerine inanıyor mu, onu anlıyor mu? Gerçek şu ki, artık ideallere ve kitaplara inanmak için küçük ekmek kırıntılarına ihtiyacımız var... Bu ipuçlarını da drama yoluyla, görerek, paylaşarak, anlayarak ve belki de öğrenerek toplayabiliriz. İyi bir şeyler yapabilmek için, sorgulamadan önce, heybemizde pek çok şey biriktirmemiz gerekiyor çünkü. Proje genel olarak bu türden amaç ve kaygılarla hazırlanmıştır. Bu proje 12 oturumdan oluşmakta ve bünyesinde yedi kitabı barındırmaktadır. Bazı kitapların içeriklerindeki yoğunluk nedeniyle ikişer oturum olarak işlenmesi, zorunlu olmuştur.
Yeliz ÖZDEMİR İlköğretim Hayat Bilgisi Öğretiminde Drama Yönteminin Kullanılması ‘‘Okul Heyecanım’’
İlköğretim 3. Sınıf hayat bilgisi dersi okul heyecanım temasının drama yoluyla işlenmesini konu olan projenin birinci bölümünde drama yönteminin tanımı, dramaya farklı yaklaşımlar getiren ekoller, bir drama oturumunda olması gereken aşamalar ve projede kullanılan tekniklerden bahsedilmektedir. İkinci bölümde proje uygulama kitlesi olan ilköğretim çocuklarının gelişim özelliklerine genel bir bakış yapıldıktan sonra bu yaş grubunun bilişsel, psikomotor ve duygusal gelişimine değinilmektedir. Üçüncü bölümde ilköğretim çocuğuna gündelik yaşamda gereksinim duyulan temel bilgileri, yaşam becerileri ve çağın gerektirdiği donanımını hedefleyen hayat bilgisi dersinin tanımı, vizyonu, öğrenme ve öğretme süreci ve öğrenme stillerinden bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde projenin amacı olan ‘‘Okul Heyecanım’’ temasının kazanımlarının drama yoluyla işlenerek kalıcılığı sağlamak olduğundan ve buna bağlı oluşturulan alt amaçlardan bahsedilmektedir. Projenin konusu ile ilgili kavram ve terimler, konu ile ilgili yapılmış benzer çalışmalar, uygulama bölgesi ve zamanlama yer almaktadır. Bu bölümün sonunda, hazırlanmış olan on iki tane proje oturumu da yer almaktadır. Beşinci bölümde uygulama sonrası elde edilmiş istatistiksel veriler ve bu verilere dayanarak oluşturulan öneriler yer almaktadır. Ayrıca gözlem formunun bir örneği, uygulamalar sırasında çekilmiş fotoğraflar, kamera çekimleri ile öğrencilerin oluşturduğu çalışmalarda bu bölümün sonuna eklenmiştir.
Gizem BAŞBUĞA 60 - 72 AYLIK ÇOCUKLARDA YAPILAN FEN ETKİNLİKLERİNDE DRAMA Okulöncesi dönem, çocuğun bilişsel, fiziksel, dil, duygusal ve sosyal yönden en hızlı ilerleme kaydettiği dönemdir. İnsan hayatındaki kritik dönemlerden birisi olması nedeniyle bu yaşlardaki çocuklara verilecek eğitim de kalıcı izler bırakmalıdır (Şahin, 2000: 1). Bu doğrultuda okulöncesinde fen eğitimi, Harun Bertiz Fen ve Teknoloji Öğretmen Adaylarında Su Bilinci Oluşturmada Dramanın Etkisi Bu projenin amacı su bilinci oluşturmada dramanın etkisini ve kullanılabilirliğini belirlemektir. Araştırma 2009-2010 öğretim yılı bahar döneminde Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalında okumakta olan öğrenciler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 14 kız ve 3 erkek olmak üzere toplam 17 öğrenci yer almıştır. Öğrencilerin su bilinci düzeylerini belirlemek için 30 maddelik bir su bilinci testi (SBT) kullanılmıştır. Su bilinci testi katılımcı gruba uygulamalar öncesi ve sonrasında ön ve son test olarak uygulanmıştır. Aynı zamanda dramanın su bilinci oluşturmada kullanılabilirliğine ilişkin öğrencilerin görüşlerini belirlemede 3 sorudan oluşan bir yazılı mülakat formu (YMF) kullanılmıştır. Araştırmada uygulamalar 12 haftayı kapsamıştır. Uygulamalarda su ile ilgili her hafta için bir drama uygulaması yapılmıştır. Yapılan uygulamaların ardından araştırmada elde edilen nicel ve nitel veriler değerlendirilmiş ve birlikte yorumlanmıştır. Nicel verilerin analizinde ön ve son testten alınan puanlar karşılaştırılarak öğrencilerin gelişimleri belirlenmiştir. Nitel verilerin analizinde ise betimsel ve içerik analizi teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucu olarak dramanın su bilinci oluşturmada etkili bir yöntem olduğu belirlenmiştir. Ayrıca öğrencilerin SBT’den aldıkları puanlar ve ortaya koydukları görüşler dramanın su bilinci oluşturmada kullanılabilirliğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonunda elde edilen bulgular ışığında sonuçlar tartışılarak bazı önerilere yer verilmiştir.
Gülay Göğüş
Nihan Akyürek Okulöncesi Dönemde Sanat Etkinlikleri ve Drama Okulöncesi Dönemde sanat etkinliklerini drama yöntemi ile uygulamak amacıyla bu çalışma planlanmıştır. Proje uygulaması Ankara’nın Sincan Hayriye Andiçen Anaokulunda 60-72 aylık 22 kişilik bir gruba yapılmıştır. Oluşturulan gruptaki kişilerin her biri için uygulamalara başlamadan önce gözlem formu (Ek 1) doldurulmuştur. Haftada bir uygulama olmak üzere 12 hafta boyunca uygulama yapılmıştır. Uygulamalar sonunda tekrar gözlem formları doldurulmuş ve sonuçlar değerlendirilmiştir. Bilginin çok hızlı gelişip değiştiği bir çağda gelişen topluma yetişebilecek aktif, yaratıcı, sorun çözen, kendisini ifade edebilen, özgüveni olan birey Öğrencilerin özellikle duygularını uygun bir yolla ifade etme ve olumsuz duygularını kontrol etmede yaşadıkları problemle bağlanlere ihtiyaç vardır. Eğitimin önemli görevlerinden biride bireyin yaratıcı gücünü ve kabiliyetini geliştirmektir birey bebeklik gelişimini tamamladıktan sonra ilk çocukluk döneminden itibaren sanat ile uğraşmaya başlar çocuğun ilk çizgileri karalamaları onun sanatsal gelişimini gösterir. Bireyin bu doğal gelişimi eğitim ile desteklenmelidir. Bunun için ilk önemli çevre ailedir aile bu konuda çocuğa gerekli çevre koşullarını sağlamalı çocuğun sanatsal gelişimine destek olmalıdır. Bu dönemde sonra devreye eğitim kurumları ve öğretmen girer. Yine uygun çevre koşulları ve destek sağlanarak çocuğun gelişimi sürekli gelişen ve değişen topluma hazır hale getirmelidir. Okulöncesi dönemden itibaren bireylere sanat eğitimi verilmelidir. Burada amaç sanatı öğretmek değil sanat yolu ile öğretmek olmalıdır. Sanat yoluyla ve yaparak yaşayarak öğrenen bireyler kendini rahatça ifade edebilen, yaratıcı, özgüveni olan, sorunları çözebilen mutlu bir şekilde yetişirler. Bireylerin okulöncesi dönem olan bu altın zamanları en iyi şekilde değerlendirilmeli yaratıcılığın gelişen toplumlar için ne kadar önemli olduğunun farkına varılmalıdır. Okulöncesi dönem çocuklarında öğrenmenin oyun ortamında kolayca gerçekleştiği bilinen bir gerçektir. Dramanın merkezinde oyun olması ise öğrenme ortamında kullanılması için mantıklı bir sebep olacaktır. Kurgu içerisinde çocuklar değişik problem durumları ile karşılaşıp teknikler yardımıyla kurguyu irdeleyip problemi çözmeleri sağlanmaktadır. Okulöncesi dönem çocukları için sözel olarak anlatmak yerine olayları oyun yolu ile yaşantı sağlayarak öğrenmeleri drama yöntemi ile gerçekleştirilebilir. Ayrıca bireyler drama çalışmalarında kazandıkları tecrübeler sayesinde kendilerini başlarının yerine koyabilmekte, kendilerini ifade edebilmekte, özgüvenleri gelişmektedir. Buda gelişen topluma ayak uydurabilmek için bireylerin kazanması gereken davranışlarla birebir örtüşmektedir. Drama yönteminin bu olumlu özellikleri dikkate alınıldığında eğitim sistemimizde okulöncesinden üniversiteye kadar her alanda yaygınlaştırılmasının önemi ortaya çıkmaktadır. Arzu Akar Okul öncesi Dönem Çocuklarına Mucitler ve İcatlarını Tanıtma Okulöncesi dönem, çocuğun bilişsel, fiziksel, dil, duygusal ve sosyal yönden en hızlı ilerleme kaydettiği dönemdir. İnsan hayatındaki kritik dönemlerden birisi olması nedeniyle bu yaşlardaki çocuklara verilecek eğitimde kalıcı izler bırakmaktadır (Şahin, 2001: 1) . Merak ve araştırmanın en üst noktada olduğu bu dönemde çocuklara verilecek eğitim için son derece özen gösterilmesi gerekmektedir. Çünkü okul öncesi dönemde çocuğa verilecek eğitimin temelinde çocukların merakları, araştırmaları ve soruları bulunmaktadır (Bal, 1993: 146; Aktaş Arnas, 2002: 46; Ardaç, 2003: 25). Çocukların ileriki yıllarda fen bilimlerine karşı olumlu tutum geliştirmeleri için yaparak yaşayarak öğrenebildikleri, ilgi ve yeteneklerine göre düzenlenmiş eğitim ortamları önem taşımaktadır (Aktaş Arnas, 2003: 44). Okulöncesinde fen eğitimi, çocuğun hangi yiyecekleri ne şekilde tüketebileceğiyle ilgili bilgileri (Yaşar, 1993: 140), bitkileri, hayvanları ve doğadaki varlıkları eğitim ortamına sunan, günlük yaşamındaki tüm olayları ve nesneleri kapsayan, icatları ve günümüz kullanımındaki yararları, günümüze yansıması, fen ve bilim eğitiminde rol oynayan bilim insanlarını tanımalarını sağlayan geniş kapsamlı, zengin bir eğitimdir. Ancak böylesine zengin bir içeriğe sahip olan fen eğitimine gereken önem verilmemektedir. Çocukların yeteri kadar fen aktiviteleriyle, deneylerle, icatlarla karşılaşmamaları, alternatif düşünce yapısının gelişememesine, yaşadığı dünyadaki olayları algılayamamasına ve fen eğitimi ile günlük olaylar arasında ilişki kuramamasına, çocukların fen eğitimine karşı olumsuz tutum geliştirmelerine neden olmaktadır (Şahin, 2000: 9). Okulöncesinde fen eğitimi, öğretmen tarafından birçok yöntem ve tekniğin kullanılması ile daha aktif, etkili ve zevkli hale getirilebilir. Ancak öğretmenlerin, fen eğitimine gereken önemi vermemelerinden dolayı çocuklar için sıkıcı bir ders olmaktadır. Öğretmenler öncelikle ucuz elde edilebilen materyallerle, zengin bir ortam oluşturarak farklı yöntemlerle eğlenceli ve çocukların kendi deneyimlerini yaşamalarına fırsat verecek şekilde bir eğitim ortamı hazırlaması gerekmektedir (Macaroğlu Akgül, 2004: 7).Bu amaçla projede çocukların drama yöntemiyle yaratıcı bir ortamda bilim insanları ve icatlarıyla tanışarak, fen bilimlerine karşı olumlu tutum geliştirmeleri sağlanmıştır. Öncelikle, bu projenin hazırlanmasının her aşamasında beni yüreklendiren ve proje uygulamalarımda bana yol gösteren sevgili hocam Bil. Uzm. Derya Özer’e ve proje uygulamalarımı gerçekleştirebilmem için uygun zamanı ve ortamı oluşturan Sevinç Abla Yuva’ ya çok teşekkür ederim. Ayrıca; beni drama ile tanıştıran, Özel Aktif Oluşum Drama Kursu Kurucu Müdürü değerli hocam Naci Aslan’a içten teşekkür ederim. Nevin Öktem Ben-Biz-Hepimiz (Tutukevi Çocuklarıyla Kişisel Gelişim ve Öfke Kontrolu Drama Atölyesi ve Oyun Çıkarma) Projenin konusu Sincan tutukevinde bulunan ve sayıları yaklaşık 80-100 arasında değişebilen 12 – 18 yaş grubu çocukların bir koğuşta kalan 8 tanesiyle birlikte toplam 13 oturumluk bir atölye çalışması ve sonucunda bir oyun sergilemektir. Çocuklar mahkemeleri sürerken tutukevinde kaldıklarından, bu süreç içinde tahliye olabilmektedirler. Bu nedenle çalışma süresinin iki aya sığdırılması hedeflenmiş ve haftada iki oturum (Pazartesi ve Çarşamba günleri) yapılmıştır. Tahliye, mahkeme, isteksizlik, koğuş değişikliği gibi nedenlerle çalışma ortalama 7-8 çocukla yuürütülmüştür. Proje kendi içinde iki aşamalı olarak götürülmüş, çalışmanın 9 oturumu temel drama etkinlikleri kapsamında sürdürülmüş, son üç oturum ise ortaya çıkarılacak bir oyunun sergilenmesine yönelik olmuş, 13. oturumda ise oyun izleyicilere sergilenmiştir. 1993 yılından beri çocuk suçluluğu ve suça yönlendirilmiş çocuklara destek alanında çalışan ve bu alanda kurulmuş olan birkaç dernekten birinin kurucu ve halen yönetim kurulu üyesi olan proje sahibi, tutukevi, cezaevi ve eğitimevindeki çocuklarla tutukevi ortamında birçok kereler bir araya gelmiş ve yüzyüze çalışmalar yürütmüştür. Bu nedenle çalışmanın bu grup çocuklarla yürütülmesi uygun görülmüştür. Çocukların kendileri ve çevreleriyle barışık olmalarına katkı sağlayabilecek, iletişim becerilerini geliştirecek ve zaman zaman kendilerine ve çevrelerine yönelttikleri öfke ve şiddeti kontrol edebilmelerine yardımcı olabilecek çalışmalar yapılmaya çalışılmıştır. Tutukevlerinde programlı olarak eğitime yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Boş vakitlerin geçirilmesi ve kimi sanatsal ve sosyal etkinlikler anlamında daha önce yapılan çalışmalarla ilgili olarak çocuklar memnuniyetlerini dile getirmekte ve tekrarlanmasını istemektedirler. Bu anlamda drama çalışmasının doğrudan eğitimi amaçlamayan yapısı dolayısıyla ilgi göreceği düşünülmüştür. Çalışmanın sonuna bir oyun çıkarma etkinliğinin eklenmesinin amacı, çocuklara yapılacak çalışmayı tanımlamakta ve ilgi uyandırmakta tanıdıkları bir kavramı referans olarak kullanmaktır.
Tuğçe Kula Rabia Kandıra Ergen ebeveyn çatışmasına neden olan durum, tutum ve davranışların nedenlerinin öncelikle tespit edilip anne ve babaların ergen çocukları ve içinde bulundukları yaş döneminin özelliklerini iyi bilmeleri gerekir. Çoğu anne baba çocuklarıyla sağlıklı iletişim kuramadıkları için onların her yaptıklarını eleştirmekte, çocuklarının bir birey olduklarını unutup kendi istekleri doğrultusunda yetiştirme mücadelesine girmektedirler. Bu araştırmanın amacı Ergenlik dönemindeki çocukların ebeveynleriyle çatışma nedenlerini tespit etmek ve çözümünde drama yöntemini kullanmaktır.
Dilek Emir 60-72 Aylık Çocuklara Çevre Bilincinin Drama Yöntemiyle Kazandırılması Özge Zeytinli 60-72 Aylık Çocukların Bazı Kavramları Kazandırmada Drama Yönteminin Kullanılması Okulöncesi eğitim; 0 - 72 aylık çocukların psikomotor, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimini desteklemek amacıyla okulöncesi eğitim kurumunda verilen bir eğitimdir. Okulöncesi eğitim, çocuğun ileriki yaşantısı konusunda büyük önem taşımaktadır. Çocuğun bu dönemde öğrendiği her şey geleceğini şekillendirir. Eğer olumlu yaşantılar kazanırsa ileriki dönemlerde olumlu bir birey, olumsuz yaşantılar kazanırsa ileriki dönemlerde olumsuz bir birey durumuna gelir. Bu nedenle okul öncesi eğitimin önemi büyüktür. Yaşadığımız toplumda bireysel farklılıklardan dolayı her insanın öğrenme şekli farklılık göstermektedir. Çocuklar yaparak, deneyerek, yaşayarak daha iyi öğrenirler. Bunu da eğlenceli duruma getirmenin yolu oyun oynamaktır. Oyun, çocuğun işidir. Ondan ayrılmaz bir parça gibidir. Çocuğa bir davranış kazandıracaksak oyunla daha kesin ve kalıcı sonuçlar elde etmekteyiz. Okulöncesi dönemdeki çocuklar Piaget’in bilişsel gelişim kuramının işlem öncesi döneminde bulunmaktadırlar. Bu dönemin bir özelliği, çocukların soyut olan düşünceleri, kavramları anlayamamasıdır. Soyut kavramları öğretebilmenin yolu da oyunla somut duruma getirmektir. Bu projede de çocukların zor öğrendiği kavramlara yer verilmektedir. Yapılan uygulamalar, bu eğitimin ne derece etkili olduğunu görmek için yapılmıştır.Drama; bireylerin bilişsel, psikomotor, dil, duygusal ve sosyal gelişim alanlarına yönelik olarak bir lider eşliğinde katılımcıların gönüllü olmasıyla, atölye ortamında yapılan etkinliklerdir. Dramanın birçok yararı vardır. Bireyin kendisine olan özgüvenini sağlar. Yaratıcılığı geliştirir. Psikomotor, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimi olumlu yönde etkiler. Bedenini tanımayı ve etkili bir şekilde kullanmayı sağlar. Farklı bakış açıları kazandırır. Empati kurmayı sağlar. Sorumluluk sahibi olmayı sağlar. Eleştirmeyi ve tartışmayı öğrenmeyi sağlar. Çevresini tanımasını sağlar.60 – 72 aylık çocukların bazı kavramları (tek – çift, parça – bütün, dün – bugün – yarın, düzenli – dağınık, hareketli – hareketsiz, kenar – köşe) kazanmalarında drama yönteminin kullanılması konulu projede dramanın kavram kazandırmaya etkisi gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra bireyin kendisine olan özgüvenini sağlama, problem çözme becerilerini geliştirme, yaratıcılığı geliştirme, psikomotor, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişimi olumlu yönde etkileme, bedenini tanımayı ve etkili bir şekilde kullanmayı sağlama, empati kurmayı sağlama, sorumluluk sahibi olmayı sağlama, eleştirmeyi ve tartışmayı öğrenmeyi sağlama gibi kazanımlar kazandırılmak amaçlanmıştır. Proje, 60 – 72 aylık çocuklara yaratıcı drama yöntemiyle, çocuklara bazı kavramları kazandırabilme (tek - çift, parça - bütün, dün - bugün - yarın, hareketli - hareketsiz, kenar - köşe, düzenli - dağınık) amacıyla yapılmıştır.
İlköğretim 5. Sınıf Öğrencileriyle Kıtalarda Keşif ve Gezinti Konusunun Drama Yöntemiyle İşlenmesi
Ceren Toksoy S. Deniz ERBAŞI Hitit Uygarlığının Drama Yöntemiyle İşlenmesi Drama; Bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri bir yaşantıyı veya bir olayı; doğaçlama, rol oynama gibi tiyatro ya da drama tekniklerinden yararlanarak, bir grup çalışması içinde oyun veya oyunlar geliştirerek, eski bilişsel örüntülerin yardımıyla yeniden yapılandırmaya yönelik etkinlikler sürecidir (San, 1991).Drama ile edinilen bilgilenme, okul disiplinleri içinde edinilen ezbere dayalı, kuramsal bilgilenme değildir. Dramada çeşitli disiplinlerden gelen bilgi kullanılır ama bu kez bilgiler ünik bir biçimde dünya ile kurulan öznel ve nesnel ilişkiler içinde yapılanır. Eğitim kurumları genellikle –bu tür öğrenmeyi sağlayamamaktadır. Bunun için de dramanın eğitimde kullanımı bir gereksinmedir. Drama çalışmaları, demokratik, çeşitli ve değişik ilişkileri görebilen, bağımsız düşünebilen, hoşgörülü ve yaratıcı çocuk, ergen ve gençler yetiştirmeye yöneliktir (San, 1991). Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi drama yöntemi geleneksel öğretim yöntemlerinden farklı olarak ezbere dayalı olmayan, bireyi kişisel, sosyal ve bilişsel yönlerden geliştiren bir yöntemdir. Drama yönteminin ilköğretim 5. sınıf Tarih dersinin Hitit Uygarlığı konusunun işlenebilmesini göstermek amacıyla yapılan bu araştırma için, birinci bölümde drama yönteminin tanımı, önemi, amaçları, yapılandırması incelenerek ve uygulama sırasında kullanılan teknikler ve tanımları verilerek drama yöntemiyle ilgili gerekli olan kavramsal çerçeve kurulmuştur. Projenin uygulandığı grup ilköğretim 5. sınıf öğrencileridir. Bu nedenle ikinci bölümde İlköğretim eğitimi üzerinde durulmuş; ilköğretim eğitiminin tanımı, önemi ve amacı, Türkiye’de ilköğretim eğitimi ve projenin uygulandığı 5. sınıf öğrencilerinin gelişimsel özellikleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde drama yöntemi ile uygulanan Hitit uygarlığı’nın tarihi, yapısı, kültürel özellikleri açıklanarak konunun içeriği belirtilmiştir. Dördüncü bölümde ise projede ele alınan problem, projenin konusu ve önemi, projenin amacı, kullanılan terim ve kavramlar, kuramsal tartışma ve uygulama planı verilmiştir. Beşinci bölümde proje kapsamında hazırlanan oturumlar verilmiştir. Altıncı bölümde ise projenin sonucu, önerileri ve ekler yer almaktadır.
Hülya HAMURCU Yaratıcı Dramanın Sınıf Öğretmeni Adaylarının Fen Öğretiminde Özyeterlilik İnançlarına Etkiler Çocukluk yıllarından başlayarak çocuklara verilen Fen eğitiminin amacı onları bir bilim adamı yapmak değil, onları yaşama hazırlamak ve temel yaşama becerileri ile donatmaktır. Bu araştırmanın çıkış noktası; ileride sınıf öğretmeni olacak öğretmen adaylarına etkili ve kalıcı öğrenmeler oluşturmada kullanabilecekleri bir öğretim yöntemi olan Dramayı yaparak yaşayarak öğretmek ve onların fene yönelik özyeterlik inançlarını geliştirmektir. Bu nedenle araştırmada; Yaratıcı dramanın sınıf öğretmeni adaylarının fen öğretiminde özyeterlik inançlarına etkileri ele alınmıştır. Araştırma yaratıcı drama uygulamalarını içerdiğinden küçük bir öğrenci grubu (N:33) üzerinde çalışılmıştır. Sınıf Öğretmenliği Anabilim dalında okumakta olan dört şubeden biri tesadüfi yolla çalışma grubu olarak belirlenmiştir. Çalışmada Nicel ve Nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Öğretmen adaylarının fene yönelik özyeterlik inançları likert tipi bir ölçekle belirlenmeye çalışılmıştır. Yaratıcıyı dramaya yönelik görüşleri ise, yöneltilen açık uçlu sorulara verilen cevapların üzerinde içerik analizi yapılarak elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; Yaratıcı drama uygulamalarının Sınıf öğretmeni adaylarının fen öğretiminde öz-yeterlik inançları üzerindeki etkisi incelendiğinde; sadece “Sonuç beklentisi” alt boyutunda istatistiksel açıdan anlamlı farklılık ortaya çıkmıştır. Her iki alt boyutta da son test puanları ön test puanlarına göre artmışsa da “Özyeterlik inancı” alt boyutunda anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Bu durumda yaratıcı drama uygulamalarının, sınıf öğretmeni adaylarının özyeterlik inançlarına “sonuç beklentisi” alt boyutunda olumlu yönde etkilenmeler yarattığı söylenebilir. Sınıf öğretmeni adaylarının almış oldukları yaratıcı drama uygulamaları öncesindeki ve sonrasındaki görüşleri incelendiğinde ise; öğrencilerin görüşlerinin olumlu yönde nasıl değiştiği açıkça görülebilmektedir. Drama uygulamalarının sağlayabileceği yararları öğrenciler bizzat yaparak- yaşayarak görmüşler ve kendilerine sağladığı kazanımlar olarak açıkça ifade etmişlerdir.
Toplumumuzda “Çocuk Hakları” kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Çocuklar tarafından “Çocuk Hakları” nın bilincine erken yaşlarda varılması ve sahiplenilmesi çok önemlidir. Çocuk Hakları’ nın erken yaşlarda farkına varılması; çocuğun her türlü ihmal ve istismara karşı korunmasını, sağlık ve eğitim yönünden kendini daha güvende hissetmesini sağlayacaktır. Bu projede bu bilinçlendirmenin mümkün olup olmadığı araştırılacaktır. Çocukların bu hakları aktif bir şekilde öğrenmesini ve bu hakları erken yaşlarda sahiplenmelerini sağlayabiliriz. Bu farkındalığı ve sahiplenmeyi sağlamak için dramanın verimli bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Drama; oyun oynayarak öğrenme sürecidir. Hug-Hellmuth’ a göre; oyun çocukları gözleme aracı olarak kullanılabilir (Akt: Kızıldağ, 2004). Freud ise oyunu; zihinsel aygıtın ilk normal etkinliklerinden biri olarak düşünmektedir. Ayrıca, gözlemleyen kişi için de oyun önemli bir bilgi kaynağıdır. Oyunun çocuklar üzerindeki etkisini Erikson da belirtmektedir. Egonun bir işlevi olarak, sosyal süreçleri ve organizmayı aynı anda hareket ettirme çabası olarak gözlemlemiştir. Çocuk için oyunun kendisi gerçek bir etkinliktir. Oyun; çocuğun ileriye dönük adım atmasını sağlar (Akt: Kızıldağ, 2004). Işıklı’ ya göre de oyun; çocukların kendilerini rahat ifade edebildikleri, kaygı ve korkularının azaldığı, kendi yaşamlarını tanımlayabildikleri bir süreçtir (Işıklı, 2003). Bu bilgiler doğrultusunda; oyunun çocuklar üzerindeki olumlu ve dışavurumcu etkisini kullanarak, “Çocuk Hakları”nın drama yöntemiyle öğretilmesi uygun görünmektedir. Çünkü drama ‘oyun’u kendine temel edinen bir yöntemdir. Ayrıca drama; çocuğun bilişsel ve sosyal yönden gelişmesini, kendine güvenmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu yönüyle drama, çocukların kendi benliklerinin farkına varmalarına, bedenlerini, zihinlerini kullanmalarına ve onların psikososyal gelişimine de yardımcı olmaktadır. “İnsan Hakları“ sadece insan oldukları için kişilere aittir. Yani insan hakları her insanın doğuştan sahip olduğu haklardır ve evrenseldir. ”Çocuk Hakları” da her insan için 18 yaşına kadar geçerlidir. Bu haklar; ırk, cinsiyet, din, siyasi düşünce gözetmeksizin tüm insanlar için aynıdır. Hepimiz haklarımız konusunda eşit ve özgür doğarız. Bu anlamda çocuk hakları da evrenseldir. Çocuk haklarını öğretmek, korumak ve geliştirmek için yapılan çalışmalar; çocukların eleştirel düşünme, iletişim, sorun çözme ve müzakere yetilerini geliştirir ve bilinçli bir birey olmalarını sağlar. Çocuk hakları ve insan hakları konusunda anlayışın geliştirilmesi ve bu hakların ne denli önemli olduğunu, saygı duyulması ve savunulması gerektiğini hissettirmek daha çok eğitimcilerin ve öğretmenlerin işidir. Öğretmenler aracılığı ile çocuklar ve gençler arasında çocuk hakları ve insan hakları eğitimlerinin yaygınlaştırılması, içselleştirilmesi, korunması ve geliştirilmesi çok önemlidir (İnsan Hakları Eğitimi El Kitabı, 2004). Çocuk Hakları’nın 36. maddesi “Herhangi bir şekilde zarar verilebilecek her türlü sömürüye karşı çocuklar korunmalıdır” şeklindedir. Hiçbir çocuk aile içi şiddet ve cinsel suistimale maruz kalmamalıdır. Bu konuyla ilgili bir çalışma sonucu: Şiddet yaşanan ailelerden gelen çocukların (%25-70’ inin, toplum örnekleminden gelen çocuklarında %10-25) klinik düzeyde daha fazla davranış sorunu olduğunu göstermektedir (Akt: Yıldız, 2004). Çocuğun fiziksel yönden istismarı sonucu uyum sorunu yaşadığı pek çok araştırma tarafından ortaya konulmuştur. Amerika’ da yapılan bir araştırmaya göre: “Şiddetin, çocuğun uyumu üzerindeki etkilerini anlamada, potansiyel olarak önemli bir değişken, ebeveyn tarafından çocuğa yöneltilen fiziksel saldırganlıktır. Aile içi şiddet ve çocuk istismarı, sıklıkla birlikte ortaya çıkmaktadır. Fiziksel olarak istismar edilmiş olan erkek çocuklar istismar edilmemiş olanlara göre, kendilerine yetişkinler arası bir çatışma sunulduğunda daha fazla korku göstermektedir“ (Aktaran: Yıldız, 2004: 81). Çocuk Hakları’na göre; çocuğun sağlığının ve hastalıklardan korunması önemlidir. Bu yönden çocuklar; ailenin, devletin ve toplumun güvencesi altında olmalıdır. Çocuğun sağlığının korunması için ailenin çok önemli olduğunu vurgulayan araştırmalar vardır. Bu araştırmalara göre; sosyal sınıf ve yoksulluk çocuğun sağlığı ve korunması yönünde önemli etkilere sahiptir. Düşük gelirli anne ve babalarda sağlığı koruyucu yöntemler konusunda bilgi yetersizliği olduğu ve yanlış ilaç kullanımı görülmektedir (Akt: Büyükşahin, 2003). Bu sebeplerden ötürü daha küçük yaşlarda önlenemez hastalıklar ya da sağlık bozuklukları ortaya çıkabilir. Bu konuda hem ailenin hem de çocukların bilinçlenmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. “Çocuk Hakları”nın bir diğer maddesine göre ise; devlet çocuğu her türlü cinsel istismara ve ihmale karşı korumalı ve buna maruz kalan çocuklara iyileştirici sosyal programlar hazırlamalıdır. Bu alanda yapılmış araştırmalarda; çocuklara uygulanan şiddetin ve cinsel suistimalin ileriki yaşlarda cinsel saldırganlığa yol açtığı ortaya çıkmıştır. Cinsel istismara uğrayan çocuklar; davranış bozuklukları ve sağlıksız bir cinsel gelişme göstermektedir (Z- Page, 2004). Terör ve savaş çocukların ruhsal ve sosyal yönden en çok etkilendikleri olaylardır. Savaş ve terör olaylarında çocukların “Çocuk Hakları” na göre 1. cilt derecede korunması gerekmektedir. Prof Dr. Bahar Gökler, savaş ve terörün çocuk ve toplum üzerindeki etkisini en kısa ve öz şu şekilde ifade etmiştir: “Çocukların ve gençlerin bu tür şiddet içeren deneyimler ve yaşantılarla kavrulduğu toplumlar ileride edilgin, ürkek, bağımlı sömürüye açık, silik erişkinlerden oluşan kimliksiz toplumlar olurlar” (2001: 62). Bu incelemeler sonucu; Türkiye’de de “Çocuk Hakları” nın ihmale açık olduğu düşünülebilir. Bu ihmalin de “Çocuk Hakları” konusunda bilinçlenmeyle az da olsa ortadan kalkacağı düşünülmektedir. Çocuk Hakları temel olarak; yaşama, korunma, katılım ve gelişme haklarından oluşur. Bu haklar çocuğun bir birey olarak ruhsal ve bedensel yönden gelişimini tamamlamasını amaçlar. Bu yüzden her yönden sağlıklı bireylerin yetişmesi için erken yaşlarda bu hakların farkına varılmasının ve sahiplenilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırma “Çocuk Hakları” kavramının çok fazla bilinmediği ve hayatlarında “Çocuk Hakları” kavramının olmadığı gözlemlenen Keçiören bölgesindeki çocuklar üzerinde gerçekleştirilecektir. Söz konusu bölgede yaşayan çocukların hayatlarında böyle bir farkındalık yaratmanın, onların daha bilinçli ve haklarını savunan bireyler olması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. *Uluslararası Çocuk Merkezi’nin “Çocuk Hakları ve Akran Eğitimi Projesi” de bu araştırmanınkine benzer bir amaca hizmet etmektedir. Söz konusu projede “Lider çocuklar” ın kendi sorunlarını belirleyip onlara hakları doğrultusunda çözüm aramaları, daha bilinçli bireyler olarak yeni bakış açıları kazanmaları amaçlanmaktadır. Bu “Çocuk Hakları ve Akran Eğitimi” nin ardından “Çocuk Hakları” nın drama yöntemiyle de öğretilebileceği düşünülmüştür. Bu çerçevede; araştırmanın genel amacı: “Çocuk Hakları” nda temel haklar olan yaşama, korunma, katılım ve gelişme haklarının çocuklara, drama yöntemiyle öğretilip öğretilemeyeceğini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda sınanacak olan beklentiler şunlardır: 1. “Çocuk Hakları” konusunda, çocukların drama eğitiminden sonra, eğitimden öncesine göre anlamlı olarak daha bilinçli olmaları beklenmektedir. 2. Drama eğitimiyle birlikte; çocukların kendilerinin ve başkalarının haklarını nasıl koruyacağını öğrenmesi ve başkalarının da haklarına saygı duyması beklenmektedir.3. Eğitim sonunda; çocukların hayatlarında, sorumluluk, hak, özgürlük, kişilere saygı gibi kavramların yer etmesi ve herkesin eşit haklara sahip olduğu fikrinin benimsenmesi düşünülmektedir. Mine GÜNTAŞ
Öğrencilerin özellikle duygularını uygun bir yolla ifade etme ve olumsuz duygularını kontrol etmede yaşadıkları problemle bağlantılı olarak öfke yönetimi becerileri geliştirmede yaşadıkları zorluklar gerek okul içinde gerekse okul dışında problemler oluşturmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin öfke denetimi becerilerini geliştirmelerine yönelik çalışmalar yapmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Rehberlik servislerinde çalışan psikolojik danışmanların görev ve amaçları arasında yer alan öğrenci kişilik hizmetleri kapsamında değerlendirme yapıldığında, rehber öğretmenlerin öfke denetimi konusuna eğilmesine gerek olduğu düşünülmektedir. Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Hizmetlerinde Yaratıcı Dramanın kullanılması, üzerinde çok az çalışılmış bir konudur ve Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik hizmetlerinde Yaratıcı dramanın kullanılmasının öğrencilerin öfke denetimi becerileri üzerindeki etkilerini ortaya koymakla ilgili alan yazına katkı sağlayacağına inanılmaktadır.
İlke EVER
Tuğba Tekinarslan15-18 Yaş Grubu Gençlerin İletişim Becerilerinin Geliştirilmesinde DramaDramanın Tanımı Drama konusunda pek çok tanım bulunmaktadır. Aslan (2009), a göre drama en yalın anlamıyla; dramatik bir durumun, bir grup tarafından tiyatro teknikleri kullanılarak paylaşılması sürecidir. Dünya literatürüne baktığımızda dramanın yaygın olarak iki şekilde kullanıldığını görürüz demektedir. Aslan, bu yaklaşımlardan ilkinin İngiliz dramacı Peter Slade’in geliştirdiği ve dramanın bireyin gelişimi desteklemek için kullanıldığı yaklaşımdır. Slade dramanın tıpkı matematik, hayat bilgisi dersi gibi kendi başına bir ders olarak uygulanmasını önerir. Burada dramanın amacı katılımcının; yaratıcılık, kendiliğindenlik, duygudaşlık, dil ve konuşma becerileri, toplulukla çalışma becerisi vb. becerilerini desteklediğini söylemektedir. Aslan, ikinci yaklaşımını ise; İngiliz dramacı Dorothy Heathcote ve Gavin Bolton tarafından geliştirilen eğitimde drama yaklaşımıdır. İngiltere’de Harriet Finlay Johnson tarafından başlatılan Heathcote ve Bolton tarafından geliştirilen bu yaklaşımda drama sınıfta öğretmenin bilgileri öğretirken kullanacağı bir yöntem olduğunu söylemektedir. c) Değerlendirme şeklinde gruplandırmaktadır.
Aslan (2009), çalışma aşaması (Asıl Çalışma) için; Isınma ve değerlendirme dışında, asıl drama çalışmasının yapılacağı aşamadır. Burada o drama çalışması için öngörülen plan uygulanır. Rol oynamalar, doğaçlamalar ve daha pek çok teknik kullanılır. Yukarıda söylendiği gibi çalışmalar biçimsel olarak bireyden gruba; içerik açısından ise basitten karmaşığa doğru bir akış izlediğini söylemiştir.
Aslan (2009), değerlendirme aşaması için; çalışma sonunda ısınma aşamasından başlayarak tüm oturumun katılımcılarla değerlendirildiği aşamadır. Katılımcıların çalışmadaki duyguları ve düşünceleri paylaşılır. Olaylar, durumlar ve olgular karşısında nasıl bir davranış geliştirdiklerini grupla paylaşmak isteyenler dönüt verir. Lider hiçbir katılımcının duyguları, davranışı hakkında yorum yapmamalı ve onları yargılamamalıdır. Katılımcılardan gelen; kendisine, arkadaşlarına ve lidere fiziksel ya da duygusal yönden zarar vermediği sürece her duygu, düşünce ve davranışa değer verilmesi gerektiğini söylemiştir.
Fatoş Akdoğan 11. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN İLETİŞİM BECERİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNDE DRAMANIN YÖNTEM OLARAK KULLANILMASI |
|||||||||||||||||||||||||
![]() www.e-jett.com |
||||||||||||||||||||||||||