28 ŞUBAT ULUSAL DRAMA GÜNÜ KUTLU OLSUN

28 ŞUBAT ULUSAL DRAMA GÜNÜ KUTLU OLSUN

ISMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU’NUN DEVRİMCİ KİŞİLİĞİ

Hatçe BALTACIOĞLU

email:  hatcebaltacioglu@yahoo.com

Babam Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, 28 Şubat 1887 günü İstanbul Cihangir’de doğmuş, Mutlakiyet [1], II. Meşrutiyet [2] (1908-1922) ve Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. Başka bir anlatımla, gaz lambasından başlayan elektrik, radyo ve televizyona kadar uzanan bir hayatı olmuştur. 1 Nisan 1978 Cuma günü saat 11: 45’i gösterirken prostat kanseri nedeniyle 91 yaşında aramızdan ayrılmıştır. Baltacıoğlu, uzun yaşamı boyunca resimden, mimariye, estetikten, hattatlığa, karagözden, ortaoyununa, kukladan tiyatroya, pedagojiden sosyolojiye ve felsefeye birçok alanda özgün eserler vermiş bir bilim ve kültür insanıdır.

Onun eğitim alanındaki devrimci kişiliği, hem yazdığı kitaplarda hem de eylemlerinde gerçekleşmiştir. 1912’de yayınladığı ilk eğitim kitabının adı Talim ve Terbiyede İnkılap [Eğitim ve Öğretimde Devrim] son yazdığı 1964 tarihli eğitim kitabının adı “Pedagojide İhtilal”dir. Baltacıoğlu, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan Eğitim Reformu Akımı’nın en büyük temsilcisidir ve bu konudaki görüşleri hiçbir düşünürümüzde görülmeyecek derecede derin ve kapsamlı ve anlamlıdır (Aytaç 1984: 240). Onun eğitim anlayışında kuramsal ders ve uygulamalı ders şeklinde ikilik yoktur, yalnızca üretim vardır ve sözü edilen iki ders de onun içindedir. Baltacıoğlu’nun eğitim kuramı, resmi eğitimi yıkan devrimci, atom devrine yakışan yaratıcı insanı, yaratıcı Türk’ü yetiştiren yaratıcı eğitimdir (Aytaç 1984: 247). Baltacıoğlu’nun eğitim kuramı ilk kitabının basıldığı 1912 yılından bugüne 104 yıl, son eğitim kitabının basıldığı 1964 yılından bugüne 52 yıl geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki anlaşılmamıştır.

Onun tiyatro alanındaki devrimci kişiliği hem kuramsal alanda hem de uygulama alanında karşımıza çıkar. Otuzlu yıllarda basılmış “Türk Sahnesinde İnkılap” (Baltacıoğlu 1934) ve “Bir Tiyatro İhtilali İstiyorum” (Baltacıoğlu 1937) yazılarının başlıkları ülkemizdeki tiyatro anlayışına bir başkaldırma olarak göze çarpar. Resmi eğitime kuramsal alanda karşı çıkan Baltacıoğlu’nun bu karşı çıkışı devrimci uygulamalarla göstermiştir (Baltacıoğlu 1942; 1954: 1956a; 1956b). Balkan Savaşı (1912-1913) sırasında Şemsülmekatip [3] adlı özel okulda sırayı, kürsüyü, ders kitabını kaldırmış açık hava dersleri, kır gezintileri düzenlemiş, ilk kez ülkeye “Mektep Temsilleri” adı altında okul tiyatrosunu sokmuştur [4]. Bu uygulamaları nedeniyle, kişilerin ağzında “İsmail Hakkı Bey’in Açıkhava mektebine göndersinler” şeklinde alay konusu olduğu görülmüştür.

PÜSKÜLSÜZ ISMAYIL HAKKI

Darülmuallimin’nde [Erkek Öğretmen Okulu]ö ğretmen olduğu sırada okulda devrimcilerin, tutucular ile gericilerin bulunduğunu anlatan Baltacıoğlu bir gün tutuculardan biriyle konuşurken fesin aleyhinde söyler. Karşısında kişi buna fena halde kızar. Babam “Yünden bir başlık, bunu anlıyorum fakat şu arkasında sallanıp duran kuyruğu nedir?” der. Karşısındaki kişi iyice kötüleşir. “Milli serpuşumuzu aşağılıyorsunuz” der. Bu kez de babam kızar. “Al sana milli serpuş!” diyerek fesin püskülünü tutup kopartır. Bu hareketi yaparken karşısındaki kişi “Yapmayın, rica ederim yapmayın” diye yalvarır. Karşısındaki, kendisine “Püskülsüz Ismayıl Hakkı” diyeceklerinden endişe duymaktan daha çok, bunun bir ihtilal hareketinin başlangıcı olacağını düşünmektedir (Baltacıoğlu 1998: 176).

TRAMVAY GREVİ

1924 yılında, Baltacıoğlu’nun İstanbul Darülfünunu Emini (İstanbul Üniversitesi Rektörü) bulunduğu sırada, İstanbul’da tramvay işleten Belçika şirketi, öğrenci indirimi uygulamasını kaldırır. Bunun üzerine üniversite öğrencileri şirket karşıtı gösteriler yapar. Bu gösterilerin birinde Metro Hanına doğru yürüyüşe geçen öğrencilerin yaralandığını haber alan Baltacıoğlu olay yerine hareket eder, Galatasaray’da karşılaştığı öğrencilere “Hakka karşı gelinmez isterlerse beni de vursunlar!” der. Bu konuda basına verdiği demeçte de: “Öğrenci üniversite öğrencisidir. Haksızlığa ve insafsızlığa karşı hareket etmek onun en doğal görevidir. Özgürlük ve devrim duygusuyla donanmamış öğrenciye üniversite öğrencisi denemez” der (Baltacıoğlu 1998:304-305 ve not 514; Şahin 1992).

VAVLI TÜRK

Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmen iken bir gün öğretmenler odasında “daha” kelimesini “deha” (دۿا) gibi değil, okunduğu gibi “daha” (داۿا) olarak yazdığı için kıyamet koptuğundan söz eder (Baltacıoğlu 1998: 176). Arap alfabesinde t, r ve k harfleri ile yazılan “Türk” (ترك) kelimesini Vav ( و) harfi ile yazdığı ( تورك) için adı “Vav’lı” Türk”e çıkmıştır.

HAKSIZLIK KARŞISINDA

Üniversite Rektör’lüğü görevini yürütürken, kolundan vurulmuş bir Darülfünun öğrencisi ona: “Bu haksızlığı uygun bulur musunuz?” sorusuna karşı “Hayır oğlum, ben haksızlığı uygun bulmam.” yanıtını verdiği zaman, “Bak Darülfünun Emini öğrenciyi ihtilale teşvik ediyor!” dediler Yine bir gün altı mermer, üstü çini, duvarları kargir, her tarafı aydınlık ve temiz bir eczacı ve dişçi mektebi hazırlattığı zaman “Mektebi ahıra soktu!” demişlerdir (İsmail Hakkı 1931: 333).

ABDÜLHAMİT’İN KÜTÜPHANESİ

Darülfünun Emini iken Yıldız Sarayı’ndan çürümeye mahkum elli bin cilt kitabı taş bir binaya taşıttığı zaman “Kütüphane değil ambar yaptı” dediler. Yine bir gün bir arkadaşının hediye ettiği al renkli bir ipek mendili ceketinin yan cebine koyduğu zaman “Bu nedir, neye delalet eder?” dediler (İsmail Hakkı 1931: 333).

GAZİ TERBİYE ENSTİTÜSÜ’NDEKİ DEVRİMCİ UYGULAMALARI

1929 yılında Milli Eğitim bakanı Cemal Hüsnü Taray, Baltacıoğlu’ya Gazi Terbiye Enstitüsü Müdürlüğü’nü önerir. Babam burada Enstitü’nün beğenmediği örgütlenmesini değiştirmek, daha ileri, daha uygun için bir tasarı hazırlamak istediğini belirterek, bakanlık bu tasarının esasını kabul ederse görevi asaleten kabul edeceğini, o zamana kadar vekaleten ücretsiz bu görevi yürütebileceğini bildirir. Cemal Hüsnü Bey bu şartları kabul eder. Göreve başladığında yakından gördüğü Enstitü’nün durumunu iç karartıcı bulur. İlk iş olarak gençlere bu yuvayı sevdirmeye ve ahlaki, estetik bir hayatın temelini atmaya karar verir. Fakat önce öğrencilerin hayatını anarşiden kurtarmaya, onlara güven vererek bulundukları ortamında huzur ve tat almalarını sağlamaya odaklanır. Bunları yaparak zora dayatmalı olmayan ahlaki otoriteyi kurmak ister. Tertemiz bir yemekhane yapar, dört kişilik masalarda öğrenciler öğretmenleriyle birlikte oturmaya başlarlar. Yemekhanede ayrıca gramofonla müzik dinlenilmeye başlanılır. Hademeler yoluyla yemek servisini kaldırır. Her masanın servisini masada oturan öğrencilerin yapmasını sağlar. Garsonluk işini bazen öğretmenler de yapmaya başlarlar. Bir temsil gecesi düzenler ve her hafta temsil yapılmaya başlanır. Ayda bir tartışma geceleri koymayı uygun bulur. Öğretmenler de bu tartışmalara katılırlar. Öğretmenler öğrencileri kır gezilerine götürmeye başlar. Öğrenciler için bir çay servisi açılır. İsteyen çayını koyar ve parasını bırakır, burada memur denetimi yoktur, yalnızca otokontrol vardır. Ne var ki bütün bu yenilikler Talim ve Terbiye Kurulu tarafından kabul edilmez. Hatta birinin “Bu rapor kuramsal açıdan bile incelemeye değmez” sözü Baltacıoğlu’nun kulağına gelir. Başka biri de “İstanbul’dan bir kavak ağacı getirdik, Ankara ovasına diktik; bakalım tutacak mı” demiştir. Babam bunun üzerine istifa eder (Baltacıoğlu 1998: 313-314).

PEDAGOJİDE İHTİLAL KİTABI VE KADIKÖY SAVCILIĞI

İstanbul’da oturduğumuz sıralarda Babam, Kadıköy Savcılığı’ndan bir davetiye gelir. Bilirkişi olarak çalıştığı için de bu yüzden çağrıldığını sanır ve savcılığa gider. Savcının elinde 1964 yılında basılmış olan eğitim tezinin son eseri olan “Pedagojide İhtilal” adlı kitap bulunmaktadır. Savcı sorar;

– Bu ihtilalden amacınız nedir?

Baltacıoğlu şaşırır, neden kitabı okuyarak bu sorunun yanıtı alınmadı da beni çağırdılar diye içinden geçirir, fakat savcıya:

– Ben hayatım boyunca eğitim konularıyla uğraşan, üzerinde çalışan bir eğitimciyim. Şimdiye kadar bu konuda başarılı olan eserleri övdüm. Başarılı olmayanları da yerdim. Amacım budur, yanıtını verir.

Bu ifade zapta geçirilir. Bir hafta sonra da savcılıktan gönderilen bir yazıda yargılamayı önleyen bir karar verildiğini öğrenir (Baltacıoğlu 1969).

Bu büyük düşünür Bugün bile yeteri kadar anlaşılmamış olmasından büyük bir acı duyarak Baltacıoğlu’nun devrimci kişiliğini anlatan bir yazısı ile satırlarıma son veriyorum. Bu yazı Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul’un işgalinden sonra, Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasından önce 1 Mart 1919 tarihinde Halka Doğru Mecmuası’nda yayınlanmıştır:

BİR DEVRİM GEREK

Bir devrim gerek. Bir devrim ki bir avuç topraktan bir hayat çıkarsın; bir devrim ki karanlık geceyi gündüze çevirsin; bir devrim ki sönen gönüllerde bir nur yaratsın; bir devrim ki ulusun titreyen umudunu alevlendirsin ve ona “Sen varsın, var olacaksın, uyan, uyan desin.

Kubbeleri çöken, kandilleri sönen, ışıkları kararan evler; ahalisi ölen köyler, yavruları yiten yuvalar, haksız yere kırılan hemşeriler… Açlar, öksüzler, kimsesizler… Hep onlar bu devrimi bekliyorlar…

Bir devrim gerek, bir devrim ki yaksın, yıksın fakat yaratsın, bir yoktan bir varlık, bir karanlıktan bir aydınlık, bir mezarlıktan bir mahşer çıkarsın.

Kitap sökmeğe başladığımız günden beri bilimden, gerçekten söz eden bilginler; dünya batsa doğruyu doğru olduğu için söyleyecek olan insanlar; bilgisizliğin, bağnazlığın, inadın, körlüğün yıktığı dönemlerde niçin sustunuz? Zulmün, soygunculuğun, vurgunculuğun parçaladığı yasaları niçin korumadınız? Siz biliminizi, muhakemenizi susmak için mi taşıyorsunuz?

Ey ahlakçılar, hakkın, erdemin savunucuları… Irzın, namusun, doğruluğun, eşitliğin çiğnendiği dönemlerde siz neden susuyordunuz? Hakkın kuvvete, acımasızlığa, keyfe üstünlüğünü, yengisini kazandıracak olan sizin kalemleriniz değil miydi? Yoksa siz korkak mısınız?

Ve ey siz sanatçılar! Ey güzelliğin ezeli aşıkları… Ey resimde, biçimde, yükseklik, incelik arayan ruhlar… Bu küçüklükten, alçaklıktan, kabalıktan, çirkinlikten hiç iğrenmediniz mi? Hakkı, namusu, eşitliği, özveriliği her güzellik gibi büyük ve kutsal olarak öğretmeyi niçin öğrenmediniz? Fakat ey ne bilgin, ne ahlakçı, ne de sanatçı olmayan fakat yalnız insan, yalnız Türk olan, Türkçe söyleyen, Türkçe düşünen, kalbi bir Türk gibi çarpan insanlar! Ya siz niçin hareket etmediniz, siz de mi ölüsünüz?

Artık bir devrim gerek, bir devrim ki nifakı (anlaşmazlığı) barışa, vifaka (uzlaşmaya), bilgisizliği bilime, rezileti (alçaklığı), fazilete (erdeme), yokluğu varlığa çevirsin; bütün anlamıyla yaratıcı ve diriltici bir devrim gerek… Bu devrim dinimizde, ahlakımızda, sanatımızda, edebiyatımızda, yönetimimizde, siyasetimizde yalan olan, ikiyüzlülük olan, kirli olan her şeyi atacak, yıkacak, yakacak, bizi biz bırakacak, bizi olduğumuz gibi yaşatacak, bu doğrudur, bu yalandır diyecek hak var, ikiyüzlülük yok, doğrudan büyük bir Allah var diyecek bir devrim bizi alacak geleceğe doğru yürüyecek, bütün anlaşmazlıkları, eritecek! Bu devrim olduğu gün Türk ulusu ilk kez olarak varlığını olanca gücüyle duyacak, ben yaşamak istiyorum diyecek. O zaman öyle güçlü bir Türklük doğacak ki, onun gücünü hiçbir şey yok edemeyecektir. Gerek ki bu yeni Türk budunu doğsun! Onun için bütün yolları açmak, bütün engelleri kırmak gerek. Bunu yapan demirden el Türk bağımsızlığının yaratıcısı olacaktır.

[1]: 13 Şubat 1878-23 Temmuz 1908. Birinci Meşrutiyet’in sona ermesi ile İkinci Meşrutiyet arasındaki dönem.

[2]: Osmanlı Anayasası‘nın, 29 yıl askıda kaldıktan sonra, 24 Temmuz 1908’de yeniden ilân edilmesiyle başlayan ve 5 Kasım 1922 Osmanlı Devleti‘nin tasfiyesiyle sona eren dönemdir.

[3]: “Mekteplerin Güneşi” adındaki bu okul konusunda bkz. Baltacıoğlu 1998: 185-200.

[4]: Yine o yıllarda üyesi bulunduğu Tedrisatı İptidaiye (İlköğretim) Müfredat Programı Komisyonu’nda tiyatronun çocukların sosyal kişiliğini kazandırmadaki önemini savunarak ilkokulların programına Şeyhülislam’ın öfkesine uğramaması için “tarihi temsiller” diye adını değiştirip tiyatro dersini sokmuştur (Baltacıoğlu 1940: 2. Ayrıca bkz. İsmail Hakkı1331; 1938B:97)

KAYNAKÇA

Aytaç 1984: K. Aytaç, “Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu”, AÜ. EBF Dergisi, 17/1: 237-248.

Baltacıoğlu 1934: I.H. Baltacıoğlu, “Türk Sahnesinde İnkılap”, Yeni Adam 5 (29 Ocak): 12.

Baltacıoğlu 1937: I.H. Baltacıoğlu, “Tiyatro İhtilali İstiyorum”, Yeni Adam 195: (23 Eylül): 2.

Baltacıoğlu 1938: I.H. Baltacıoğlu, Toplu Tedris, İstanbul.

Baltacıoğlu 1940: I.H. Baltacıoğlu,”Çocuk Tiyatrosu” Yeni Adam 274 (28 Mart 1940): 2,13.

Baltacıoğlu 1942: I.H. Baltacıoğlu, “Tiyatro Şahsiyet Okuludur”, Yeni Adam 382: 23.

Baltacıoğlu 1954: I.H. Baltacıoğlu, “Okulda Tiyatro”, Hürses 20 Mart 1954: 2.

Baltacıoğlu 1956a: I.H. Baltacıoğlu, “Okul Tiyatrosu Niçin Vardır?”, Medeniyet (24 Temmuz): 2.

Baltacıoğlu 1956b: I.H. Baltacıoğlu, “Okul Tiyatrosu Niçin Vardır?”, Medeniyet (29 Temmuz): 2.

Baltacıoğlu 1969: I.H. Baltacıoğlu, Hayatım (Tefrika no. 14), Yeni Adam 815 (Temmuz): 7.

Baltacıoğlu 1998: I.H. Baltacıoğlu, Hayatım (Hazırlayan A.Y. Baltacıoğlu), İstanbul.

İsmail Hakkı 1331: I. H. (Baltacıoğlu), Maarif-i Umumiye Nezareti Mekteb Temsillerinin Usul-i

İsmail Hakkı 1931: I. H. Baltacıoğlu, Mürebbilere, İstanbul.

Şahin 1992: M. Şahin, “Darülfünün Talebe Cemiyeti Önderliğinde Gerçekleştirilen Bir Öğrenci Tedrisi, İstanbul. Hareketi Örneği”, Tarih ve Toplum Cilt 18, sayı 107 (Kasım): 15-21.